SON SAYI : İnsan Hakları Yıllığı Dergisi

SAYI : 39

TARİH : 2021

İSTATİSTİKLER

SON SAYI : İnsan Hakları Yıllığı Dergisi

SAYI : 39

TARİH : 2021

Dünya ülkelerinin en önemli problemlerinden biri dağılım adaletsizliğidir. Dağılım meseleleri ekonomiyle beraber hukuk, siyaset ve kamu yönetimini de yakından ilgilendiriyor. Dağılım adaletsizliği ve doğurduğu olumsuz sonuçların ekonomik sistemin 'görünmez eli' tarafından giderilemediği, düzeltilemediği anlaşılmaktadır. Dünya ekonomilerindeki adaletsiz kaynak, gelir, servet dağılımları sonuçta, tüm temel hakların zedelenmesi ve ihlali anlamına gelir. Temel haklar-özgürlükler, insan hakları kavram ve konuları, ana akım bilimsel yaklaşıma göre anayasa hukukunun iştigal sahasına düşmektedir. Ekonomik haklar ve özgürlüklerin ekonomi disiplini içerisinde gerektiği gibi işlenemediğini düşünmekteyiz. Bu makalede, bazı ülkeler ve ülkemizdeki ekonomik haklar ve özgürlükler 'anayasa, iktisat, siyaset ve kamu yönetimi' bağlamında multidisipliner bir yaklaşımla incelenmeye çalışılmıştır.

MAKALELER

Uluslararası Hukukta Yerli Halkların Statüsü ve Tanınan Haklar

Yerli halkların statüsü ve onlara tanınan haklar, uluslararası hukukun son dönemlerde çokça incelenen konularından biri olmuştur. Özellikle 20. yy.ın sonlarından itibaren çeşitli uluslararası örgütlerin bünyesinde, bu toplulukların haklarına ilişkin antlaşmalar ve birçok devlet tarafından onaylanan uluslararası belgeler kabul edilmiştir. Uluslarasın hukukun bir süjesi olmadıkları için klasik uluslararası hukuk içerisinde yer edinemeyen bu topluluklar, modern uluslararası hukukun gelişimiyle birlikte insan haklarının korumasından yararlanabilmişlerdir. Bireysel hakların dışında artık geleneksel topraklar üzerinde mülkiyet hakkı, grup olarak kendi temsil kurumlarını oluşturma hakkı ve kendi örf ve âdetleri ile kurumlarını muhafaza etme hakkı gibi kolektif haklara da sahiptirler. Ayrıca Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Bildirisi ile tarihte ilk defa ulus altı bir gruba, yönetim biçimini serbestçe seçme hakkını ve doğal zenginlikler üzerindeki sürekli egemenliği ifade eden iç self determinasyon hakkı tanınmıştır. Bildiri?nin bugün doktrin tarafından çoğunlukla uluslararası örf ve âdet hukukunun bir parçası olduğu ileri sürülmekte ve dolayısıyla tüm devletler açısından bağlayıcı kabul edilmektedir.

  • Yazarlar : Azime Ayça KAHRAMAN

    Sayfa No : 54

    Anahtar Kelimeler : y e r l i h a l k l a r , k o l e k t i f h a k l a r , s e l f d e t e r m i n a s y o n , 1 6 9 N o . l u \ r \ n B a ğ ı m s ı z Ü l k e l e r d e k i Y e r l i H a l k l a r a v e K a b i l e H a l k l a r ı n a D a i r S ö z l e ş m e , \ r \ n B i r l e ş m i ş M i l l e t l e r Y e r l i H a l k l a r ı n H a k l a r ı B i l d i r i s i

GÖRÜNTÜLE

Klasik Egemenlik Anlayışında Bir Kırılma:\Pozitif Yükümlülük Doktrini\ ve Türkiye'yeYansıması

II. Dünya Savaşı?nda yaşanan acı tecrübelerin ardından, insan hakları egemen devletlerin iç işlerini ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkartılarak, uluslararası hukukun bir konusu haline gelmiştir. Bu durum, insan hakları ihlallerine devletler üstü yaklaşımı ve küresel çözümleri beraberinde getirmiştir. İnsan haklarının korunması hedefiyle yola çıkan yeni dünya düzeni, küresel ve bölgesel ölçekli uluslararası örgütler oluşturmuştur. Bu sistemin birer parçası olarak egemen devletler, yeni dünya düzenin hayata geçirilebilmesi için pozitif yükümlülük olarak kavramsallaştırılan belli sorumluluklar üstlenmiştir. Yerel düzlemde bir adaptasyonu gerekli kılan pozitif yükümlülük, klasik egemenlik anlayışında önemli bir kırılmayı meydana getirmiştir.

  • Yazarlar : Burcu DEĞİRMENCİOĞLU

    Sayfa No : 104

    Anahtar Kelimeler : P o z i t i f Y ü k ü m l ü l ü k , K l a s i k E g e m e n l i k , Y e n i D ü n y a D ü z e n i , B i r l e ş m i ş M i l l e t l e r , A v r u p a K o n s e y i .

GÖRÜNTÜLE

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kararlarında \Chilling Effect\ Kavramı

Caydırıcı etki, bireyin gelecekte yaptırıma uğramamak için belirli temel hak ve özgürlüklerini kullanmaktan veya belirli hareketleri yapmaktan kaçınması halinde meydana gelir. Bireyin vazgeçtiği bu davranışlar aslında hukuken meşru davranışlardır. Bu kavram Amerikan hukukunda doğmuş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi kararlarında kendisine yer bulmuştur. Öncelikli olarak kavramın isimlendirmesinde yapılan farklı yaklaşımlar göze çarpar. Bununla birlikte kavramın bireysel başvuru yolunda nasıl ele alındığı ve caydırıcı etkinin ne zaman temel hak ve özgürlük ihlali anlamına geldiği önemlidir. Bu çalışmada caydırıcı etki kavramının isimlendirmesi, Amerikan hukukunda nasıl anlaşıldığı üzerinde kısa bir inceleme ve bireysel başvuru yolunda nasıl ele alındığı hususlarında incelemelerde bulunulmuştur.

  • Yazarlar : Fatih SÜNGÜ

    Sayfa No : 134

    Anahtar Kelimeler : c a y d ı r ı c ı e t k i , c a y d ı r ı c ı l ı k , s o s y a l u y u m l u l u k , d e m o k r a t i k t o p l u m d ü z e n i n d e g e r e k l i l i k , b i r e y s e l b a ş v u r u .

GÖRÜNTÜLE

Kurumsal Irkçılık ve Terörist Radikalleşme:Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü

Bu çalışma, Almanya?da terör eylemleri gerçekleştiren Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) ile devlet kurumları arasındaki bağları, kurumsal ırkçılık çerçevesinde incelemektedir. Ülkede İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde toplumsal tabanda kendisine yer bulamayan aşırı sağ gruplar, günümüzde farklı siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunları kullanarak yeniden insanları şiddete yönlendirmeye çalışmaktadır. Özellikle 11 Eylül 2001 (9/11) terör saldırıları başta olmak üzere 2008 küresel ekonomik krizi, 2010 Arap Baharı ve Yemen, Libya ve Suriye iç savaşları sonucunda ortaya çıkan gelişmeler, aşırı sağın Avrupa?da yeniden topluma nüfuz etmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu kapsamda birçok aşırı sağ grup, terörist eylemler gerçekleştirmektir. NSU da bu gruplardan birisidir. Örgüt, göçmenlere yönelik seri cinayetler başta olmak üzere banka soygunları ve bombalı saldırlar gibi çeşitli terör eylemleri gerçekleştirdi. Diğer aşırı sağ gruplardan farklı olarak NSU?nun, radikalleşme sürecinde devlet içerisindeki yapılarla ilişkisi, kurumsal ırkçılık bağlamında oldukça dikkat çekmektedir. Bu nedenle Alman güvenlik ve istihbarat birimleri, terör grubunu kolaylıkla çözümleyememektedir. Özellikle bu durum yargısal sürecin incelenmesiyle daha net ortaya çıkmaktadır. Bu makale, NSU yer altı örgütünü post-pozitivist bir perspektifle ele alarak eleştirel metodolojiyle incelemektedir.

  • Yazarlar : Muhterem DİLBİRLİĞİ, Hakan KIYICI

    Sayfa No : 34

    Anahtar Kelimeler : A ş ı r ı - S a ğ , K u r u m s a l I r k ç ı l ı k , R a d i k a l l e ş m e S ü r e ç l e r i , N S U , A l m a n y a

GÖRÜNTÜLE